MUHABİR: Adnan Bey, Azerbaycan Devlet Haber Ajansı, bizim Azerbaycan’ın dünya ülkeleriyle ilişkilerinden bahseden büyük bir dergi şimdi, ayda iki defa büyük dergi bırakıyor. Bu röportajı o dergi için yapacağız. İlk olarak ben Bilim Araştırmalar Vakfının faaliyetleriyle ilgili bir makamı sormak istiyorum yani Bilim Araştırmalar Vakfının Türk dünyasının, Türk Dili Devletlerinin yakınlaşması, bilim adamları onları medeni irsinin, kültür mirasının öğrenilmesi konusunda faaliyetleri, onunla ilgili ne söyleyebilirsiniz?
ADNAN OKTAR: Asrımızda en acil görev Türk Dünyasının bir an önce birleşmesi, bir araya gelmesi ve kardeş ülkeler olarak ortak hareket etmeleri. Bu çok gecikti, yani çok çok çok gecikti. Bu yüzyılda bunun hemen gerçekleşmesi gerekiyor. Bunun için ilk planda bizim uygun gördüğümüz Azerbaycan’la Türkiye’nin birleşmesi. Bu en müsait birleşme olarak görülüyor. Sonra arkasından Kazakistan, Özbekistan, Doğu Türkistan ve Tataristan ve devamı arkası gelecek inşaAllah, ama önce bunu bir halledelim diye düşünüyoruz. Bunun için de Ermenistan’la bir anlaşma yapılıp dost ve müttefik ülke olan, kardeşlerimiz olan Ermenilerle bir anlaşma yaparak bir koridor sağlanması. Yani, Azerbaycan’la Türkiye’yi birleştiren mesela 20 km’lik yahut 30 km’lik çapında bir koridor boydan boya, böylece Türkiye ile Azerbaycan’ın birleşmesinin sağlanması, gerekirse bir kısım toprakların Ermenistan’a bırakılarak o koridora karşılık bu anlaşmanın yapılması. Böylece iki devlet bir millet olarak Türkiye ile Azerbaycan’ın birleşmesi, bu çok çok neşeli, güzel ve heyecan verici bir birleşme olacaktır.
MUHABİR: Adnan Bey, Türkiye ile Azerbaycan arasında siz demin söylediğiniz gibi, sınırda şimdi projesinde Türkiye köşesinde inşaatına başlayan Bakü – Tiflis – Kars Demiryolu projesi o bence bunu birleştireceği, benim fikrimce bu konuda Ermenistan’la herhangi bir danışıklara gitme ihtiyaç yok yani ben böyle düşünüyorum. Siz, sizin düşünceniz ilginçtir benim için fakat böyle bir şey var. Şimdi Ermenistan kendi kendine müstakil bağımsız devlet değil, Ermenistan Rusya emirlerini icra ediyor. Zaten siz benden de çok iyi biliyorsunuz Ruslar bugün Ermenistan çok fakir bir ülke olduğundan Ruslar, Ermenistan’ın sanayi yani müesseselerini çokunu borç hesabına almış, Ermenistan ekonomisi kendisi bağımsız değil yani onları Ruslar idare ediyor ve Ruslar da hiçbir zaman siz söylediğiniz gibi Ermenistan’ı bu tarafa yani bizim tarafa çekip oradan onun vasıtası ile Türkiye ile Azerbaycan arasında böyle daha çok yakınlaşma, Ruslar ona müsaade etmezler. Yani siz ne derecede bunu real görüyorsunuz? Öbür taraftan da siz nasıl düşünüyorsunuz? Yani, Ermenistan’ı kenara koyalım o konularda, yani Türkiye ile Azerbaycan’ın vahit bir devlet olmasını mı siz?
ADNAN OKTAR: Evet, evet ikisinin birleşmesi, iki devlet bir millet olarak birleşmesi bu gecikmiş bir şey zaten, bir an önce olması gerekiyor. Rusya buna bir şey demez çünkü, Rusya’nın lehine olacak bir şey bu Ermenistan’ın da lehine olacak bir şey. Çünkü, bunun sonucunda Ermenistan zengin olacak, rahatlayacak. Şu an fakir Ermenistan ve çok güçsüz. Ekonomik yönden de güçsüz ve sanayileşmesi de çok zayıf ve huzurlu değiller. Yani Ermenistan da bir sıkıntı çok uzun süreden beri devam ediyor. Böyle bir Azerbaycan ile Türkiye’nin birleşmesi durumunda Ermenistan şu halinin kat kat fazlası zengin olur ve çok çok rahat eder. Çünkü, Türkiye orada yatırımlar yapacak, Azerbaycan orada yatırımlar yapacak. Avrupalı yatırımcılar orada yatırımlar yapacaklar ve Ermenistan tanınmayacak şekilde hem zenginleşecek hem ileri gidecek. Sanayide, bilimde, sanatta alabildiğine gelişmiş olacak. Bunu ister Ermenistan. Rusya’nın üstüne bir yük şu an Ermenistan. Yani, Rusya’nın beğeneceği bir durum değil bu ve Türkiye Azerbaycan birleşmesi Rusya’ya ve Ermenistan’a karşı bir tehdit değil bilakis, tehditi ortadan kaldıran onları güvenceye kavuşturan bir sistem. Çünkü biz Rusya’ya da dostuz. Rusya bizim eski dostumuzdur. Yani Rusya ile bizim bir mücadele düşüncemiz yok Türkiye olarak. Düşünmeyiz de; çünkü düşmanlıktan hiçbir şey çıkmaz, hiçbir şey kazanılmaz, dostluktan çok şey kazanılır. Türkiye ile Rusya el ele verse Rus ekonomisi de adeta şahlanır. Ermeni ekonomisi de adeta şahlanır. Türk ekonomisi de şahlanır. Ama düşmanlıklarda ve mücadelede ekonomi kasılır kalır, fakirlik yayılır. Yani, insanların telif gücü kalmaz artık insanların kafası çalışmaz hale gelir. Düşmanlık insanı hasta eder, rahatsız eder.
MUHABİR: Sizce Ermeniler istiyor mu Türkiye ile böyle, Ermenilerin anayasasında Türkiye toprak iddiaları var. Yani, Kars’a, Ardahan’a kendi toprakları gibi Türkiye’den öbür taraftan o soykırım iddiaları sözde soykırım iddiaları, yani Ermeniler ne derecede konstrüktif ederler Türkiye ile yakınlaşmak için böyle?
ADNAN OKTAR: İşte, o dostluk ve sevgi iyi hissettirilirse, Ermeniler gelsin İstanbul’a da yerleşsinler, Ankara’ya da yerleşsinler. Her yerde istedikleri gibi mesken tutsunlar. Yani, Türkiye buna gönlü açık bir memleket. Biz Ermenileri yüzyıllarca bu topraklarda barındırdık. Yani, toprak sorunları, toprakla ne işleri var yani.
MUHABİR: Barındırdınız ama arkadan vurdular sonra.
ADNAN OKTAR: Ama, onu masonlar onlara yaptırdı. Sivil halk hiçbir zaman için hainlik yapmaz. Daima, masonlar, arkadaki şeytani güçler insanları bu hale getirir. Yani, durduk yere bir insan halk topluluğu, Ermeni topluluğu, gidin şuraya saldırın şeklinde bir şey söylense dahi bunu kabul etmezler ama mecbur edersen, eline silah verirsen, adamları öldürmesen seni öldüreceğim dersen ve kandırılırsa bu insanlar, bunlar işte Türkler sizin kanınızı içecek, şöyle düşmandır, böyle düşmandır diye eğitirsen cahil insanları, zor da kullanarak insanlara karşı yönlendirebilirsin. Bu Ermenilerin bize düşman olduğunu göstermez. Yani bu zoraki yapılmış bir şey, tamamen bir oyun. Ermeni gençleri mesela gelsinler Türkiye’ye, biz oraya gidelim. Öyle bir şey olmaz bunlar zorlama ile olan şeyler. Ve Ermenistan hiçbir zaman için düşmanlık politikasından hoşlanmaz. Halkı da çok rahatsız eder bu. Yani bir insan düşman olduğunda insan gerilir, kasılır hoşuna gitmez bundan, memnun olmaz. Yapılacak şey bakın bu Türkiye’nin bu doğu sınırının Nahçıvan’dan bu Zengelene kadar ve Fuzuli’yi de içine alacak şekilde burada bir koridor oluşturulma. Bu bölgede mesela 30 kilometrelik falanda olabilir 30-40 kilometrelik bir şerit şeklinde bu Nahçıvana kadar bu buradan bağlantıyı tamamen sağlayacak şekilde bir koridor açılması gerekiyor. O zaman Türkiye ile Azerbaycan’ı birleştirmek çok kolay hale gelmiş olacak. Burada yapılacak şey, yani biz nüfus cüzdanımızı cebimize koyduğumuzda iki günde gidip Azerbaycan’ın bir lokantasında yemek yiyebilmeliyiz. Gidip Azerbaycan’ın bir otelinde kalabilmeliyiz. Nüfus cüzdanımızla, Azerbaycan’dan da insanlar otobüse binip nüfus cüzdanını cebine koyup gelip İstanbul’a burada gelip balık tutması lazım. Gezinmesi lazım. Böyle bir sistemin kurulması lazım.
MUHABİR: Şimdi, biraz başka bir konuya ben çok çok merak ediyorum. Adnan Bey, bugün Türkiye’deki eğitim sistemini, eğitim sistemini nasıl değerlendiriyor. Yani sizce Türk eğitim sistemi, Avrupa, Amerika eğitim sisteminden ne kadar ileride mi? Ne kadar geride mi? Bununla ilgili.
ADNAN OKTAR: Fena değil aslında, Türkiye’de ki eğitim sistemi fena değil. Fakat, şu Darwinizm konusunda bir yanlışlık var. Darwinizm sanki bilimsel bir gerçekmiş gibi anlatılıyor, bu yanlış, bunun ortadan kalkması lazım. Darwinizm dünya tarihinin en büyük aldatmacasıdır. Ve komikten de öte sefalet tarzında, güya bilim görüntüsünde bir aldatmacadır. Tam bir sefalettir, böyle aldatmaca da dünya tarihinde görülmemiştir yalnız. Bu aldatmacanın ismi ders olarak okutulmaması lazımdır. Şöyle denecek, böyle böyle denmiştir ama böyle diyen kişiler var. Bunun cevabı da budur. Artık siz ne anlıyorsanız anlayın denmesi lazımdır en azından, en azından. Ama en doğrusu böyle bir aldatmaca, Cumhuriyet tarihinde de, Dünya tarihinde de her zaman olmuştur. Ama işin doğrusu budur diye bilimsel gerçeklerle olayı gençlere tam doğru anlatmak lazımdır. 100 milyon fosil var yer altında. 100 milyon, 100 milyon fosilin tamamı yaratılışı ispat ediyor. Bu kadar, bakın 10 bin değil, 100 bin değil, 500 bin değil, 1 milyon değil, 100 milyon yani insaf artık. 100 milyon fosille ispat edilmiş bir şey bu. Ve hiçbir şekilde canlıların evrim geçirmediğini ortaya koyan kesin deliller bunlar. Bunlardan hiç bahsetmeyip karmakarışık izahlarla, demagojiyle, bir evrim var imajı vermeye kalkmak, gençliği, insanları aldatmak olur bu doğru değil. Bunun değişmesi gerekiyor. Bir proteinin mesela, tesadüfen meydana gelmesi mümkün değil. İmkansız tek bir proteinin.
MUHABİR: Yani o paralel olamaz mı? Yani, evrim de öğretilsin üniversitelerde sizin dediğiniz anti evrimde.
ADNAN OKTAR: En azından öyle olması lazımdır. En azından. En azından öyle olması lazım. Ama işin doğrusu bu net aldatmacadırın söylenmesi lazım. Ama söylenemiyorsa, bak adam bunu diyor, Darwin bunu diyor, ama bilimsel gerçekler de bunu diyor kararı siz verin denmesi lazım. En azından bu olması lazım, bu yok.
MUHABİR: Doğru
ADNAN OKTAR: Bunun olması lazım.
MUHABİR: Şimdi, bir de benim için çok ilginç, sizin İslam ve laiklik konusunda bakışlarınız, yani şimdi bir sürü politikacıların söylediği gibi bunlar yanaşık olabilirler mi yani İslam ve laiklik?
ADNAN OKTAR: Hem de nasıl, yani İslam en güzel laiklikle yaşanır. En mükemmel laiklikle yaşanır. Laiklik kalktı mı münafıklık devreye girer. Adam Müslüman olmadığı halde Müslümanım demeye başlar o zaman. Zor girer artık, zora dayalı bir din anlayışı girer. Yani diyorlar ya sokak baskısı falan denilen bir şey var. Onun gibi bir şey olur o zaman. Laiklik kalktı mı onun anlamı budur. Laiklikte ne olur. Ermeni açık açık Ermeniliğini anlatır, yaşar, gider kilisesinde ibadetini yapar. Yahudi gider Musevi, sinagogta ibadetini yapar. Hristiyan gider kilisede ibadetini yapar. Müslüman da gider camide namazını kılar. Kimse de kimseye müdahale etmez. Herkes birbirine saygılıdır, sevecendir. Dinsiz de ben dinsizim arkadaş der. Haşa, bizim için kabul edilir bir yanı yok tabi ki ama, yani ateist de diyebilir bunu, mesela bir komünist de ben komünistim diyebilir. İşte laiklik de bunu sağlar. Laiklik kalktı mıydı ne olur? komüniste sorarsın sen nesin? Elhamdülillah Müslümanım diyecek. Şimdi bu din mi bu? Bu münafıklık işte, adamı samimiyetsizliğe ve sahtekarlığa itmiş oluyorsun. Adam açık açık söylesin samimi ve dürüst olarak ben komünistim desin. Ateistim desin ve devlet ona şefkat göstersin, korusun, kollasın, birinci sınıf vatandaş olsun bu insan. Yani inancından düşüncesinden dolayı bir insanı aşağılamak olmaz. Yaşam hakkını elinden almak hiç olmaz. Demokratik haklarını elinden almak hiç olmaz. Çünkü adam dürüst. Allah onu öyle yaratmış inancı o. Allah zaten Kuran’da diyor. Müşrikler olacak diyor. Allah’a inanmayanlar olacak diyor. Var diyor bunlar diyor Allah. Bunu yaratan kim, Allah yaratıyor. İstesem hepinizi dindar yapardım diyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Hepinizi Müslüman yapardım diyor. Bir hikmete binaen Allah onları o şekilde yaratıyor. İşte laikliğin faydası herkese hürriyet getirmesidir. Din ile laiklik tam bir uyum halindedir. Osmanlı döneminde de olmuştur bu, bundan sonra da olacaktır. İnşaAllah
MUHABİR: Somut bir örnek vereyim. Mesela, bir Türk berberinin Suudi Arabistan’da idamıyla ilgili bir konu olmuştu. Türk basınında da çıkmıştı. Mesela, nasıl diyorlar velev ki, velev ki bu söylemiş olsun lafı yani, onun idamı Allah adına idamı doğru mudur sizce?
ADNAN OKTAR: Şimdi bir kere yargıladıkları adam Suudi vatandaşı değil, yani Suudi vatandaşını yargılayabilir ayrı mesele, ama Suudi vatandaşı değil bir, dolayısıyla onun kendi kanunlarına göre yargılanması lazım. Kendi devletinin kanunlarına göre yargılanması lazım.
İkincisi, dinde böyle bir hüküm yok, yani Kuran’da böyle bir hüküm yok. İnşaAllah
MUHABİR: Yani, şimdi benim için çok ilginç olan başka açı da var. Siz Türk dilli devletlerin birliği konusuna değindiniz. Şimdi, Türk dilli devletlerin, Kuzey Kıbrıs’la Türkiye’den başka hepsi eski Sovyet rejiminde, komünist rejiminde yaşamışlar. Şimdi dini inançlar çok güçleniyor bu devletlerde; sizce bu devletlerin hayatında geleceğinde yani onların terakkisinde böyle dinin rolü ne kadar mühimdir?
ADNAN OKTAR: Din insanların vicdanını en mükemmel hale getiren, ahlakını en mükemmel hale getiren Allah’ın yarattığı bir kanun. Dini ama sanatın bilimin düşmanı gibi gösterirse, yobaz zihniyet, gerici zihniyet, bu din karşıtı bir hareket olur. İşte bu gerici bir harekettir. Ve dine karşı bir harekettir. Ve din düşmanı bir harekettir. Din bilimi, sanayiyi, estetiği, güzelliği, hürriyeti ister bizden. Yani dünyanın en mükemmel sistemini ister bizden. Ve birinci sınıf en kaliteli insan olmayı ister bizden. Ama tabi bir yobazın eline bunu verirsen, sen yorumla arkadaş dersen, evden senin tablolarını çıkartır. Güzel olan her şeyi çıkartır. Masa sandalye bırakmaz, ondan sonra, gülmene müsaade etmez.
MUHABİR: Ben daha somut örnek vereyim Adnan Bey, izninizle, müsaadenizle, bizim Azerbaycan Cumhuriyetinde, Sovyetler Birliği döneminde bale çok gelişmişti. Ama İslam dinine göre, yani bir kadının vücudunun o kadar görünmesi günah sayılıyor. Yani, şimdi biz İslam dinine daha çok inançlı olduğumuz halde biz mesela, Azerbaycan’da güzel sanatların bu bale kısmını iptal mi edelim yani, ne yapalım böyle?
ADNAN OKTAR: Sanat demek Allah’ın güzelliklerinin tecelli etmesi demektir. Heykeller, resimler, duvar süslemeleri, bahçe süslemeleri, her şey son derece güzel ve estetik olması lazım İslam’da, Kuran’da. Kadına da tabi bir erkekte olduğu gibi bir hürriyet tanınması lazım. Yani o da Allah’ın bir kulu. Ama kadının kendine bırakmak lazım, iffetini, iffet anlayışını kendine bırakmak lazımdır. Yani ben seni zorla hiza ederim olmaz. Yani canı nasıl istiyorsa, o, o şekilde hareket eder. Yani, topluma zarar vermemek şartıyla, insanlara hakaret etmemek şartıyla, haysiyetine onuruna zarar vermemek şartıyla herkes hürdür. Yani niye şöyle giyindin, niye bunu giydin, niye bunu yedin, niye bunu içtin denmez bir insana. O imtihan oluyor zaten Allah’ın imtihanı var. Adam öyle hoşuna gidiyor. Yani, Allah onu öyle yaratmış kaderi öyle. Yani tek düze bir şey dayatma tarzında olmaz. İnsanlara hürriyet verilecek, insanın aklı var, vicdanı var. Onlar kendisi vicdanına göre karar verecekler. Mesela, ben böyle bir kıyafetten hoşlanıyorum. Bir başka insan sarık giyebilir, canı ister. Efendim, bir başka insan başka kıyafet giyiyor. Yani burda dayatma olmaz. Dayatma olmaması lazım. Fakat, genellikle böyle telakkiye açık, ilerlemeye açık olmak lazım. Aydın olmak lazım. Aydınlanmadan zevk almak lazım. Güzellikten, sanattan, eğlenceden, müzikten, sevgiden, barıştan yani iyi olan, insanın kalbine hoş gelen her şeyden memnun olup bunları desteklemek lazım. Bunu yapmazsan dünyayı cehenneme çevirirsin. Ayette diyor ki Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Dünyada sizin, ahirette yalnızca sizindir diyor nimetler. Dünya nimetleri, ama bir başka zihniyet, geri zihniyet diyor ki, dünya nimetleri dünyada kafirlerin, biz buraya sürünmeye geldik, sürüneceğiz cennette rahat edeceğiz. Öyle değil, biz dünyada da rahat edeceğiz inşaAllah. Cennette de çok daha fazla rahat edeceğiz. Buna tabiki müsaade etmeyiz. Mesela, bu ev gayet bakımlı ve güzel, yerlerde oturmuyoruz biz.
MUHABİR: Öyle de olmalı
ADNAN OKTAR: Evet, doğru olan da budur. Allah bizim, zulüm görmemizi istemiyor. Bizim rahatsız olmamızı canımızın yanmasını istemiyor. Bizim iyi olmamızı istiyor Allah. Bütün nimetleri yaratan Allah’tır. Yani mesela, şu gördüğünüz her şeyi, koltukları, kıyafetleri, yiyeceği, suyu, bardağı her şeyi yaratan Allah’tır. Yani bütün teknolojik aletleri de yaratan Allah’tır. Yani dünyada gördüğümüz her türlü nimeti yaratan Allah’tır. Bunlardan hoşlanalım diye yaratıyor.
MUHABİR: Adnan Bey, size böyle gelmiyormu ki, Allah, doğru söylediniz bunların hepsini yaratmış ama bu insanların mesela çok yakın siz de hatırlıyorsunuz ben de hatırlıyorum. Benim de çok yani insan ömrü için 46 yaşım var oda büyük bir yaş. Yani çok az yaşım bunlarınki gibi genç değil ama arkadaşlar gibi. Size öyle gelmiyor mu bunlarda evrim gibi bir şey yani mesela biz gördüğümüzde hiç televizyon yoktu. Sonra siyah beyaz televizyon oldu, sonra renkli televizyon, sonra cd’ler, dvd’ler, sonra böyle cep telefonları, kablosuz internet, falan filan yani bu evrim yani, Allah insanı yaratırken zeka vermiş, akıl vermiş, bilime marak vermiş, bilimle insan her şeyi kazanıyor. Fakat yani ben o açıdan söyledim ki, üniversitelerde siz dediğiniz gibi Darwinizm de öğretilsin, anti Darwinizm de yani burada insanlar, yani gençler, onların hocaları kendileri baksınlar, yani bu evrimde rasyonel olan yani daha çok faydalı olan nedir. Ve anti evrimin gücü nedir yani güçler bu o yüzden benim için çok ilginçtir sizinle sohbet etmek ben çok arzuluyordum bu sizinle görüşmeyi çünkü bir gazeteci gibi yani ben benim için sizin düşüncelerinizi öğrenmek çok mühimdi.
ADNAN OKTAR: Evet, okullarda komünizm öğretilsin, faşizm öğretilsin, emperyalizm nedir? Efendim Dadaizm nedir? Egsistansiyalizm nedir? Budizm nedir? Tabiki öğretilsin bunlar. İslam da öğretilsin, darwinizm de öğretilsin, karşıtı da öğretilsin, onlar böyle diyor ama böyle diyende var, böyle diyende var densin. Aklı başında insan onu zaten görür. Eğriyi doğruyu göstertip, insana doğruyu içinden seçme hürriyeti vermek gerekir. Mesela, Allah onu bazen anormalde yaratabilir bir insanı başka türlü düşünebilir. Ama o insan olmaktan çıkmaz o yine bizim kardeşimizdir. Allah onu öyle yaratmış yani dinsiz olursa dini kabul etmezse o yine insan yine Allah’ın yarattığı bir kul, gene Allah’ın kulu belki 5 yıl sonra Allah ona yine iman verecek, belki ölürken iman verecek, veya bizim bilmediğimiz bir yönü de olabilir yani.
MUHABİR: Ben bir somut örnek söyleyeyim size, bir Azerbaycanlı Moskova’da çalışan çok büyük fizikçi, çok büyük bilim adamı vardı. Moskova’da çok ünlüydü o zaman. O adam söylüyordu ki ben ne kadar fizik kanunu daha çok öğreniyorsam o kadar Allah’a inanıyorum. Öncelerden o ateistti. O kadar diyor Allah’a inanıyorum artık.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah
MUHABİR: Çünkü, bilim bilim Allah’ın varlığını, yani ateizm çok sathi yani derin olmayan şeylere sölkeniyor. Ama insan akıllı olunca çok bilim öğrenince Allah’ın varlığına etraftaki her taş, kaya, her bitki, böcek her şey Allah’ın varlığına dalalet ediyor.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabiki,
MUHABİR: O yüzden doğrudur sizin ben kitaplarınızı okudum. Orada evet çok güçlü argüman var. Çok, Darwinizm’e, evrim teorisine karşı. Onlar, mesela biz, üniversitede okurken materyalizm öğreniyorduk. Felsefe materyalizm yani o felsefenin direk yani direği materyalizmin yani ateizmden önce böyle bir şey vardı. Benim gördüğüm şey var. Ben bunu görmüyorsam demek o yoktur. O yüzden yani ama insan gözü şu bizim gözümüzün önünden geçen o kadar mikroorganizmler var biz onları görmüyoruz. Kulağımız o kadar sesleri işitme gücünde değil. İnsan mahdud bir şey yani Allah’ın yarattığı.
ADNAN OKTAR: Belli dalga boylarını görebiliyor, tabi.
MUHABİR: Görmüyor insan. O yüzden materyalizm yani ben neyi görmüyorsam o yoktur. Öyle değil, yani insanın görmediği var olan şeyler çoktur.
ADNAN OKTAR: Materyalizm ciddi anlamda yerle bir oldu. Özellikle bu Darwinizm konusunda Avrupa’da ki darbemiz, Darwinizm konusunu tam kökünden bitirdi. Şu an gazetelerde hiç Darwinizm’le ilgili yazı çıkmıyor artık. Konu kökünden halloldu.
MUHABİR: Yani bilim onu kökünden şey yaptı darbe vurdu. Bilim, bilim dedi ki bak bu sesler var sen onu duymuyorsun. Nasıl sen söylersin ki ben onu duymuyorsam o yoktur o ses.
ADNAN OKTAR: Mesela, ışık dalgalarının da belirli ışık dalgalarını alabiliyor göz. Öbürlerini alamıyor. Mesela birçok rengi göremiyor. Birçok şeyi göremiyor, tabi.
MUHABİR: O yüzden, şimdi bir sorum da, yani aslında bu politika ile ilgili soru değil. Ama biraz politikaya yakın soru gibi. Şimdi nasıl, siz düşünüyorsunuz Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği, Avrupa Birliğine odaklanmalı mı? Yoksa, Türk Birliğine, yani Müslüman Birliğine bunların hangisi Türkiye için faydalı. Ben dün Kanal 7’deki programda söyledim. Onlar söylediler ki, Amerikalı İngiliz gazeteciler söylediler ki, Avrupa Birliği ile Türkiye. Ama orada bir Nicole hanım var, gazeteci o söyledi ki, Avrupa’nın kendi problemleri çok, çekişmeleri çok. Avrupa kendi problemlerini halledemiyor. Bana sordular, ben dedim Türkiye’yi hiçbir zaman Avrupa Birliğine almayacaklar. Romanya kendi vatandaşlarına iş veremiyor. Gelip İstanbul’da ekmek parası kazanıyorlar. Ama Romanya’yı Avrupa Birliğine aldılar. Yani bu ekonomik güçler yani, Türkiye ekonomisi kat kat güçlü olan bir devlet. Avrupa Birliğine hala ne zaman alınacak. Ben orada söyledim. Arkadaşlar söyledi seyredecekler. Söyledim Türk Birliği olsun. Türkiye onu yaratsın, liderlik etsin falan. Siz onu nasıl düşünüyorsunuz? Türkiye’nin yararına mı batıya, Avrupa’ya böyle Avrupa Birliğine dahil olmak?
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu Türkiye, dünyanın en büyük devletidir. Yani, abartmıyorum en büyük devleti. Şöyle olacak, Türk İslam Birliğinin, büyük Türk İslam Birliğinin lideri olarak Avrupa Birliğine girecek Türkiye, o zaman hem Avrupa’yı besleyecek, hem Avrupa’yı güçlendirecek, hem Rusya’nın beli doğrulmuş olacak, hem Ermenistan rahatlayacak, hem İsrail rahatlayacak, hem Filistin sorunu hallolacak. Yani Türkiye bütün dünyayı kurtaracak bir devlettir. Bütün dünyanın sigortası gibidir Türkiye. Çok hayati bir devlet bunu 10, 20 yıl içerisinde bütün dünya görmeye başlayacak ve bütün dünyayı kardeş haline getirecektir Türkiye. Bu Allah’ın inşaAllah kanunu, kader böyle inşaAllah.
MUHABİR: Benim başka sorum yok. Çok memnun kaldım.
ADNAN OKTAR: Ben de memnun oldum teşekkür ederim.
MUHABİR: Ben inanıyorum ki asırlardan gelen bir şey var. Yani Yahudiler ile Araplar ne zaman barışacaklar siz ona inanıyor musunuz? Ben ona inanmıyorum. Ermeniler ile Türkün de, bizim de Azerbaycan Türklerinin de, Osmanlı Türklerinin de ne zaman kardeş olacaklarına ben hiç inanmıyorum. Benim ona inancım yok.
ADNAN OKTAR: Bu ahir zamanda oluşacak özel bir şeydir. Ahir zamanda Mehdi Aleyhisselamın zuhuru var. İsa Aleyhisselamın nüzulü var. Hristiyanları İslam dinine çekecek Hz. İsa Aleyhisselam ve o planda tabiki, o durumda Allah’ın bu yaratmasında ve bu kanunda Allah’ın plana ihtiyacı yok. Bu kanunda ve bu olayda bunlar zaten gerçekleşmiş durumda Allah katında. Yani bütün Ermeniler Müslüman olacak zaten. Ortodokslar da Müslüman olacaklar. Hepsi Hz. İsa’ya bağlı oldukları için, Hz. İsa da Müslüman olduğu için hepsi ona tabi olduğu için İslam dinine girecekler. Dolayısıyla öyle bir konu da ortadan kalkacak. Ben bunu söylerken bir bildiğim var da söylüyorum.
MUHABİR: Hz. İsa konusunda ben samimi söylüyorum ya ben, dinde en sevdiğim suratlar Hz. İsa, Meryem Ana suratıdır. Yani çok ilginç bir şeydir yani. İnsanların birçoğu ben o tabloya göre de etkileniyorum. Bakıyorum, Hıristiyan değilim fakat o Meryem ana, Hz İsa kucağında böyle o tablo çok etkileyici bir şey yani.
ADNAN OKTAR: İsa dünya güzelidir tabi çok güzel. Kızıl saçlı masum çocuk görünümlüdür. Allah onun için kuzu diyor hatta Tevrat’ta da geçer kuzu olarak tabir eder. Kuzu temizliğinde, kuzu narinliğindedir İsa, geniş omuzlu böyle aslan gibi bir yapısı var. Uzuna yakın orta boylu inşaAllah, geldiği vakit herkes görecek İsa Aleyhisselamı. İlk geldiğinde kendisi İsa olduğunu bilmeyecek inşaAllah, onu bir yerde Müslümanlığı andırır bir Hıristiyanlığı yaşayan, Müslümanlığı andırır bir Hıristiyan olan bir grup onu bulacak, kendi bünyelerine alacaklar. Orada O hem Tevrat’ı, hem İncil’i, hem Kuran’ı öğrenecek. Fakat kendi imanı ve aklıyla Kuran’ın doğru olduğuna karar verip, Kuran’a tam tabi olacak. Hafız olacak Kuran’ı da ezberleyecek ve Hıristiyanlar onun İsa olduğunu anladıklarında onların lideri olacak. Hıristiyan aleminin lideri olacak ve onların hepsine ben Müslümanım şeklinde açıklama yaparak İslam dinine çekecek. Çünkü ben sizin Peygamberinizim ama ben Müslümanım diyecek. Madem siz bana uyuyorsunuz o zaman siz de benim dinime uyun diyecek. Ve böylece onların hepsi de Müslüman olmuş olacaklar, ahir zamanda. İnsanların en şaşıracağı olaylardan biri budur ahir zamanda. Bir Mehdinin zuhuru, iki İsa Aleyhisselamın inişi, üç İslam’ın bütün dünyaya hakim olması. Bunlar bu yüzyılda kesin olacak olaylardır. Bu gelişme o yönde gelişiyor. Türk İslam Birliği de bunun ilk aşamasıdır. İlk gelişmesidir. Onun için Ermeniler gariban insanlar öyle zannedildiği gibi gözde büyütülecek bir şey yok.
MUHABİR: Yok, ben söyledim. Onlar bağımsız değiller yani. Gariban olmalarına gariban da.
ADNAN OKTAR: İkna edilir onlar.
MUHABİR: Dini, bak yine de din, ben sizin kitaplarınızı da okudum ama başka kitaplar da okuyorum, sizin kitaplarınızda okudum o Darwinizim’le ilgili fikirlerinizi baktım Azerbaycan’da da onlar sizin kitaplarınız tercüme edilmiş. Azerbaycan Türkçesinde de yayınlanmış onlara baktım hepsine ve ilginç bir kitap var onu okumak istiyordum. O da benim çok saygı gösterdiğim ilahiyat alimi, bilim adamı Yaşar Nuri Öztürk’ün Allah ile aldatmak kitabı çıkmış ya hani, bakıyorum o savaşlar, insanların birbirini öldürmesi ezmesi hepsi din, hepsi değil çoğu din zemininde oluyor. Bugünkü, bir çok düşmanlıkların da din zemininde oluyor. Bu söylüyor bu kafirdir, bu ama siz demin söylediğiniz gibi tüm insanları Allah yaratmış. Budist de Allah’ın yarattığı bir insandır. Hıristiyan da, Müslüman da, hepsi. Fakat siz söylediğiniz gibi doğru olan nedir ona geliyorlar insanlar. Yani Müslümanlık daha tekmil din gibi, böyle, ama şimdi mesela bir şey var. Ben kendim onu çok duymuşum. Mesela o Ermenilerde o çok güçlüdür. Ruslarda o kadar güçlü değildi. Ruslar, Ermenileri ben size söyledim. Bağımsız değiller yani Ruslardan aslında. Ona bakmayarak Ruslar o kadar dine meyilli değiller. Hıristiyanlığa, Ortodoksluğa ama Ermeniler onlardan daha çok dine meyilliler. O zaman ben Moskova’ya gidiyordum. Moskova’da çok önemli kiliseler var. O kiliselerin hiç birinde öyle insan akını, böyle temterah, debdebe görmüyordum. Ama Erivan’da İçmezin kilisesi var orada büyük debdebe vardı. Oraya gelen tüm dünya Ermenileri başkaları da gelirdi orada yani, bunların da düşmancılığı dine söykenen düşmancılıktı yani, bize Müslüman diyorlar. Ben hatta hatırlıyorum biz Erivan’a giderken bize Azerbaycanlı demiyorlardı. Bizden soruyorlardı. Hay es Türkes, yani Ermeniysen Türksen, bizde diyorduk Türkes, yani bu insanlar hepimizi Türk sayıyorlar. Bizden nefretleri var. siz onu da biliyorsunuz galiba duymuşsunuz Ermeni çocuklarına beşikte söylüyorlar ki çabuk uyu Türk gelip keser seni.
ADNAN OKTAR: Ama Ermenistan’ a Türkiye gelip fabrika kurarsa, işçi gönderirse, biz orada tesisler kurarsak, onların işçileri buraya gelirse, hem Rusya’nın etkisinden çıkarlar. Hem de bu düşmanlık, otomatik kendinden kalkar. Yani biz oraya okullar kurarsak, onlar buraya gelip okul kurarsa biz orada geniş sanayi tesisleri kurarsak, turistik tesisler açarsak, nasıl düşmanlık olsun ondan sonra. Parayı verenden yana oluyorlar. Ruslar o şekilde davrandığı için öyle davranmış olabilirler. Ama Türkiye, Türk İslam Alemi onlara kucak açar da yanlarına çekerse o düşmanlık otomatik kendiliğinden kalkar. Şefkat, sevgi, ilgi, alaka, maddi destek bunu tamamen ortadan kaldırır inşaAllah.
MUHABİR: Teşekkür ediyorum Adnan Bey.